Cumartesi, Ocak 28, 2012

Narsisistin Kullanım Kılavuzu


Güya-Sevgi

Bazi narsisistler sevgi ve dostluk üzerinden hegemonya kurmaya calisirlar. (1) En cok seven ve dostluga en cok deger veren odur, siz onun yanında "sevgi-ozurlu " kalirsiniz. Narsisistler sevgi soylemi uzerinden afra, tafra, takaza, naz, bilumum degersizlestirme yollarini kullanarak karsisindakini isgal edebilirler. Buradaki paradoks şudur; soylemde sevgi (2), eylemde ise isgal ve degersizlestirme bulunur.

"Güya-sevgi", narsistin “kabarma” (3) ve "seylestirme" (4) icin kullandigi yollardan en onemlisidir. Cunku sevgi adina hareket ediyor gorunmek muhatap aldigi kisinin elini ayagini baglar (savunmalarini kullanamaz hale getirir), dilini bogazina tikar (narsistin isgaline hayir deme imkanini ortadan kaldirir). Aslında narsistin sadece adrenaline ve hayranlik toplamaya ihtiyaci vardir; sevgi soylemi sadece bir arac olarak kullanilir. İşte bu nedenle narsistin “sevgi” zannettigi sey, suratle kirilmaya, alinganliga, kusluge, ofkeye donusebilir. Bu, narsistin sozde “sevgi”sinin ayirt edici ozelligidir. Gercek sevgi hic bir zaman alinganliga, kirilganliga donusmez; ofke ve küslüge gecis yolu veya degersizlestirme araci olarak kullanilamaz. Bir hegemonya araci olarak kullanilmasi ise onun dogasına terstir.

Narsistin “sozde-sevgi”sinde ise bu gecislere sıklıkla rastlanir. Bu durum, sevgi olarak isimlendirilenin, gercekte, uzanti haline getiren (seylestirici) bir “kabarma” oldugunun gostergesidir. Kabaran narsist, eğer onunla ittifakı sorunlu veya belirsiz değilse, karşısındakini bir uzantı olarak algılar. Kişi doğal olarak kendi uzantısını (örn. elini, kolunu) sever, ama onun ayrı bir zihni olduğunu düşünmez.

Narsist kabardigi zaman, disaridan nasil gorunurse gorunsun (sevgi dolu, fedakar, cefakar, kusatici, babacan, anac, hizmet ehli, yüce gönüllü), aslinda tehlikeli bir hal alir; onun işgaline izin vermezseniz, ona sınırını hatırlatmış olursunuz. Bu da sizin bir uzantı olmadığınızın onun yüzüne çarpılması gibidir; bu durumda onun aniden buz kestiğini görürsünüz. Bu tür durumlar, narsist için büyük sarsıntı anlarıdır. Dost (uzantı) olarak kodladığı kişi, demek ki ya bir hasımdır, ya da.... Bu üçüncü şık onun dünyasının (kendiliğinin) parçalanma ihtimalini barındırdığı için, oraya yaklaşamaz bile, çünkü o dünyasını "üçüncü şıkkın imkansızlığı" (excluded middle) üzerine kurmuştur. Bununla tutarlı olmayan her veri gözardı edilir. (5)

Kabaran (yerden yukselen) (6) narsist, sakince yere inmesini bilemez, kabarmasini surdurmek zorundadir. Bu haliyle tekerleri olmayan uçağa benzer. Girdigi yeni mecralardan biri buyuk ihtimalle yogun degersizlestirme iceren bir ofke patlamasi ile sonuclanacaktir. Kabaran narsistin kime bulasacagi belli olmaz. Kabarmasini besleyecek yeni hedefler arar, yeni kisilere yonelir … ama kucumseyici bir eda ile. Gercekte butun gayreti, cok kirilgan olan oz-saygisini devam ettirebilmeye yoneliktir. Fakat cogu sefer, icerideki birseyleri tamir edebilme ugruna disarida neleri yikip-bozdugunun farkinda olmaz.

Sevgi, narsistin collesmis ruh iklimine iyi gelir. Onu ozel hissettirir. Narsistin en onemli ozelligi budur; ozel (biricik) hissetmek (3. kriter; bkz DSM-5, 2013). Kendisine dolu dizgin kufrettigi zamanlarda bile (7) aslinda, kendi icindeki, gercekte ona ait olmayan ve cok ozel bir kisi olarak dış dunyada ışıldamasina mani olan kisilik ozelliklerine kufretmektdir. Terapiden bekledikleri de budur; “ruhumda bana ait olmayan bir ur var, cikarin onu oradan ki dünyaya kim olduğumu gostereyim” der gibidirler. Onlara cogunlukla hipnozcularda, NLP’cilerde, büyülü cozumler ararken rastlarsiniz.

Omurleri boyunca cok derinlerinde bir yerlerde cok ozel olduklarina dair bir duygu tasiyan bu kisiler (gizli narsistlerde terapi oncelikle bunu gun yuzune cikarmaya calisir), yaş ilerleyip de (ozellikle 5. dekad yani 40-50 yas arasi), ortada bir numara olmadigini hissetmeye basladiklarinda, giderek "huysuz bir ihtiyar" olma yolunda ilerlerler. Bu, tahammul edilemez bir duygudur; o nedenle bu duyguya tahammul etmek yerine, baskalarina bulasarak bu duyguyu bastirmaya calismak daha ekonomiktir. Çevresindekiler üzerinde bir biçimde hegemonya kurmuş bulunan bu çeşit narsistler, bir de "aile büyüğü" vesaire olmuşlarsa, kültürün verdiği yetkiyi suistimal ederek, iç dengelerini sağlayabilmek için çevresindekileri pisuvar ve paratoner olarak kullanırlar. (8)

İçsel Çölleşme

Kendisini çok özel hissedip, hayatın ikinci yarısında ortada bir numara olmadigini hissetmeye baslayan narsistler için alarm zilleri çalmaya başlar. Artik hicbir sey ona zevk vermez hale gelir.  Hersey, bu sehir, cevre, iş-ugraş, ama hersey, soguk, soluk, renksiz, ruhsuz ve ici bos olarak algilanir. (9) Bu aslinda, onlarin collesmis ruh halinin dışa yansimasidir. Dış dünya ilk kez olarak, narsistin iç dünyasının acınacak yoksulluğunu, altını çize çize, acıtarak, kanatarak ona geri yansıtmaktadır. Bu manzara, aslında onun hayatı boyunca kaçtığı görüntüydü. Kendi yuzey cilalari icin, bir omur boyu insanlari makyaj aynasi olarak kullanmaktan dolayi, kendilerine ait arka bahcelerini ihmal etmis, yoksullastirmis; arka bahce artik girilmez, hatta bir goz bile atilamaz hale gelmistir. Bu kısır bir döngüdür, eski tabirle fasıt (bozuk/bozguncu) daire (malign circle). Kendi ic dunyasina goz atmak ona buyuk bir aci verdiginden, bu aci onun kendisine donmesini daha da zorlastirir, giderek imkansizlastirir. Bu da, arka bahcesinin daha da ihmal edilmesine, giderek daha vahsilesmesine ve daha icine girilmez bir hal almasina yol acar. (10) O nedenle kendisinde ikamet etmesi mümkün değildir. 'Kendi ruhlarında evsiz-barksız' (homeless) oluşları, onları 'başkalarında ikamet etmek' zorunda bırakır. Sürekli misafirliktedirler, yani kendileri için hiç yatırım yapamazlar (nesneye odaklanma) (11)

Narsistik Tükenme

Hayatin ilk yarisinda dengesi kurulan narsisistik sistem, ikinci yarida hizla cokmeye baslar; narsistik tukenme (12). Bu vakalara hekimlerimiz carcabuk depresyon teshisi koyup, antidepresan baslarlar. Buyuk hulyalar, yerini Antalya’da bir sahil kasabasinda bir bar isletmeye kadar kuculur. "Caktirmadan ricat" (sosyal cekilme, sizoid savunma) amaci tasiyan bu projedeki amaç bellidir. O mekana "takilan" herkes de cok ozel olacaktir elbet (bir bolumu zaten ayni dertten muzdariptir) ve korler ile sagirlar birbirlerini surekli olarak agirlarlar. Sigindiklari bu son mikrokozmik kosede, birbirlerinin buyuklenmeci kendiliklerine suni teneffus yaparak son demlerini yasamaya calisirlar. Buralardaki paylasimlar cok ozel olmalidir; herkes bu biriciklikten pay almalidir; “var mi onlar gibi!” olmalidir. Bu mekanizma o kadar ilginctir ki, birisi seslice gaz cikarsa ve butun bar, yerlerde tepinerek gulseler, bu gazli enstantaneden bile onlarin ne kadar ozel bir topluluk olduğuna dair o duyguyu beslemek icin bir pay cikarirlar. Elbette bu duygu cok cabucak yaygin bir huzne donusur. Varolusun trajedisini hissedebilmek onlara, gercek insanlara ozgudur cunku. Bu huzun de biriciklige hizmet icin kullanilacaktir. Alkol bu nedenle bu tarz bir yasamda bas rolu oynar. Onsuz bir yasami dusunemezler bile. (13) Bu huznun onlari insanlardan uzak tutacak bir de misyonu vardir ve bu durum pek cok siirimsi ve sanatimsi yapitlara konu edilir. Filimlerdeki pek cok sahne bu acidan degerlendirilebilir. Bu sahnelerde felegin cemberinden gectiklerini zanneden pek cok abimiz ve ablamiz, dunyanin geri kalan kismina guya sevgi ve sefkat dolu fakat gercekte pek degersizlestirici bir eda ile, aciyla gulumserler. Yanlış bir zamanda ve yanlış bir yerde dunyaya geldiklerine, bir sürü icinde yaşamaya mahkum edilmis "gercek insanlar" olduklarina inanirlar ve hayatta kalma mucadeleleri mazosistik bir idealizasyon'a (14) malzeme olur. Cektikleri aci oraninda "buyuk insanlar"dir onlar. Buyuk acilar, buyuk adamlarin işidir ancak. Böylece hayatlarinin bu son demlerinde de, birşey üretmeden büyük olmanın, yüce hissetmenin bir yolu daha bulunmuş olur. Minik başarılarını gözlerinde büyüterek, onlarca yıl sonra bile onları hatırlayarak, yüceliklerinin bu nadide kanıtlarını özenle belleklerinde saklarlar.

Psikolojik Doğum

Bu degersizlestirici edalari nedeniyle bu dunyada hic bir anlamli bağ kuramadan, hic bir gercek iliskiye giremeden ölüp gideceklerdir. Iliskiye girdikleri kişiler dış dunyada mevcut olmaktan cok, aslinda kendi zihinlerindedir. Kendi zihinleri icine hapsolmus olup, disaridaki kisileri gercekte hic gorememislerdir (nonmentalizasyon). (15) Bu nedenle empati yapabilmeleri soz konusu olamaz. Bunun en tahripkar etkisini, daha ziyade yakinlari, ozellikle de eşi ve cocuklari yaşar.

Mahler’in Gelisim Kurami acisindan yorumlayacak olursak, onlarin daha henuz dogamadiklarini, dunyaya dogus sureclerinin yarim kaldigini soyleyebiliriz. (16) Ancak abort olup topraga da gomulmezler. Annelerinin rahimlerinden sarkan bir organizma olarak (füzyon) yasamaya mahkum olurlar. Onlarin bu trajedilerini anladiginiz zaman artik onlara kizamazsiniz, kimin gerçek kurban olduğu konusunda kafanız karışır. Onlar bir yanıyla psikolojik doğumları engellenmiş kurbanlardır, bu yüzden büyük oranda refleks olarak davranmaktadırlar. Terapi sürecinde, sebep oldukları yıkımı fark ettiklerinde çektikleri vicdan azabına şahit olursunuz. Fakat oda dışında onları olduğu gibi kabullenmek, hiç de kolay değildir. 14 aylik bir cocugun bencilligini sorgusuz kabullenir insanlar. Ancak duygulanimsal olarak 14 aylik (belki bir kaç ay daha olgun), takvim yaşı ise 40 olan biri, disaridan bakildiginda, eger size yonelik bir tavlama harekatinin tam ortasinda degilse, en hafif deyimle can sıkıcıdir. Hareketleri kolaylikla ongorulebilir, ama o kendisini hala biricik zannetmektedir.

' İyi Niyetli ' İşgal ; Haklı ve Masum Narsist

Kabaran narsist, sevgi adina, dostluk adina, yardım ve hizmet adina,  diger insanlarin hareket alanini isgal eder, onlarin adina karar alir ve secim yapar. Sevgiyle ve hakkiyla (!) aldigi bu kararin sorgulanmasina sasirir, bozulur. Bu sasirma gercek bir sasirmadir. Oyle ki karşı tarafi da sasirtir hatta bonlestirir (bu bönleşme pek çok narsiste hegemonyası için vazgeçilmez bir avantaj saglar). Bu sasirmanin terapist tarafindan anlasilmasi kritik onem tasir. Cunku terapist, DSM'deki "narsisistik kisilik bozukluğu" teshis kriterlerinden belki de en onemlisi olan bu hakedilmislik duygusunu (5. kriter), gelisim kuramlarinin ışıgı altinda cok iyi yorumlayabilmelidir. Narsistin buradaki duygusu gercek bir hayal kirikligi ve tam bir incinmedir. O, butun iyi niyetiyle ve coskun sevgisiyle (!) bir eylemde bulunmus, karsiliginda anlamsiz bir kapris, nankorluk, hatta apacik bir kotu niyet yani haset gormustur; "Bu insanlar neden hep boyledir?". Narsistler bu "geri zekaliliga" gizli/acik ve yogun bir degersizlestirme (tiksinme) ile birlikte, savasma (agresyon) veya uzaklasmadan (küsme) biri ile cevap verirler. Agresyonlari malumdur, ancak kusmelerine kitaplarda fazla yer verilmez. (17) Oysa ki küsme narsisistin temel eylemlerinden birisidir. Küsmede yoğun bir değersizleştirme ve hatta tiksinme gizlidir. Evde, uzun sure küs kalabilen kocalarin cok oldugu yurdumuzda, bu fenomenin ozel bir onemi vardir. Cunku patolojik narsisizm denen bu illet, daha cok erkeklerde gorulur.

Isgal eden kabarmis narsist, isgal suclamasini iceren karşı saldiriya degersizlestirici bir kizginlikla cevap verir. "Zaten onlari dusunende kabahat; ......lar n'olucak!" cevaplari tipiktir. Gerci narsiste bu elestiriyi yapanlar da cogunlukla ondan farkli degillerdir. Onu "haddini bilmemek"le, "kendi kendine gelin guvey olmak"la dogrudan ve sertce suclayanlar da genellikle benzer bir yapidadir. Kendi hareket alanlarinin isgal edilmesine bu yapilar cok sert ve acik/ortuk ofke ile cevap verirler. Cunku onlarin acik/ortuk amaclari duzeltmek/duzenlemekten ziyade, puskurtmek ve haddini bildirmektir.

'İyi niyetli işgal'inin engellenmesi ve eleştirilmesi, narsistin yarasinin ustundeki kabugu kaldirir ve arkaik yaranin kanamaya baslamasi kisinin zeminini kaydirir. Kisi boyle bir durumda, simdi-ve-burada'dan ayni duygulanimi tasiyan cesitli o-zaman-ve-orada'lara savrularak (18) uygunsuz (maladaptif) davranis şemalarini devreye sokar. Bu yasantilar genellikle yogun bir agresyon icerirler.

Saglikli yapilar ise, kendi hareket alanlarinin narsist tarafindan doldurulmasina daha az afekt, daha fazla duzenleme gayreti iceren normal tepkiler verirler. Karsi taraf laftan anlamiyorsa sakince mesafelerini ayarlarlar. Pek cok narsistik yapi, bu saglikli tepkilere dahi sertce cevap verirler ve kendilerine haset edildigini dusunurler. Insanlar onu cekememekte ve hep bu sekilde en basarili/mutlu/coskulu oldugu anlarda hasetle geri cekilmektedirler ona gore. Boylece biricik'in daha fazla ilerlemesi onlenmektedir. Hayatta da hep boyle olmustur. Hep "bu geri zekalilar" yuzunden o gorkemli ama nedense hep gizli olan potansiyelini kullanamamistir. "Bu geri zekalilar" yeri gelir toplum olur, yeri gelir kultur, din, irk, aile, sosyal yapi, mikrokultur veya herhangi bir kucuk grup olur. Bu manevra sayesinde narsist hem yetersizligini ortmus, hem de icindeki "kötü"yü disari atmistir (projeksiyon). Bu yogun degersizlestirmenin en agir maliyeti ise superegodaki agir yapisal kusurlardir. Üstbenlik defektlerinin derecesi hem teshis, hem prognoz hem de tedavinin gidişatini belirleyecek kadar onemlidir.

Narsist isgalini arttirdigi oranda ortama daha cok hakim olabilecegini beklerken, etrafinin bosalmasina buyuk ofke duyar. Insanlarin ondan rahatsiz olduklari icin geri cekildikleri ihtimali genellikle akillarina gelmez. Onlara gore bu sebep ancak haset (paranoid yansitma ve sadistik nesne olusumu) veya onun degerinin eblehce bilinememesi (degersizlestirme) olabilir.

Sanal Alem Devriyeleri

Bu nedenle milyonlarca internet grubunda, en sonunda 3-5 narsistin sınırsizca cirit attigi ve diger herkesin yavas yavas alandan cekildikleri gorulur. Eger cirit atan narsist tek basina ise, o zaman sorularinin, onerilerinin hep bir suskunlukla karsilanmasi onu kizdirmaya baslar. Açıktan gruba hakaret etmeye baslarlar. Bezdirdikleri insanlarin onlardan uzaklasmalari bile kendilerini ondan kurtarmaya yetmez cogu sefer; ne "koyun"luklari kalir, ne "vefasiz"liklari, ne "asosyal"likleri, ne "ölmüş"lükleri. Gercek fiziksel-sosyal cevreleri ile daha fazla ilgili olan saglikli insanlari bile "facebook ozurlu", asosyal, "ezik", "gizlenen" tipler olarak damgalayabilirler. Sesinin yankisini duyamayan narsistin saldirganlik katsayisi olaganustu artar, cunku aynalanmak (bir ayna aramak) Narkissos'ta olduğu gibi adeta narsizmi tanimlayan bir olgu olmustur ve bu ayna-aynalanma metaforu gorsel modaliteden ibaret degildir. (19) Kendi sesinin yankisini işitemeyen narsist yogun bir "yokluk anksiyetesi" icine girer ve kendisine var oldugunu kanitlayabilmek icin, var olduğunu hissedebilmek için, damarlarindaki adrenalini costuracak yogun bir ofke nobeti olusturmasi, bedensel gerilimini arttırması, ekstrem spor, alkol, uyusturucu ve seks gibi eyleme vurma enstrumanlarina basvurmasi beklenir. Bu onun icin bir ölüm-kalim mucadelesidir ve doğaldır ki 'yaşam mücadelesi' veren bir insana bir şey anlatmaya çalışmak genellikle beyhude bir çabadır.

Sesine cevap alamayan narsist, insanlari tirmalarcasina, kanirtircasina "ben buradayim" diyerek sesini daha da yukseltir. Bu daha ziyade varoldugunu hissetmek icin birinin kendisine jilet atmasi, yuzunu buza dayamasi, kendisini cinsellikten alamamasi gibi birsey. Bu durum özellikle de uyaran eksikligine tahammulsuz tiplerde (ihmal edilmiş narsist) ortaya cikiyor. Internet gruplarinda bu tipler insanı bayiyor.

E-gruplarda diger insanlar genellikle 3-5 kisinin cikardigi toz-dumandan dolayi sessiz kalmayi tercih ederler. Narsistler ise kendilerini sahnede hisseder ve bunun tadini cikarmaya bakarlar. En kisisel tartismalarini bile ozel mailleri ile degil, grup onunde yapmaktan asla vazgecmezler. Isin ilginc yonu, normalde benzer patolojilere sahip insanlarin birbirlerini ısırmalarini beklersiniz ama, sanki ayni mahallenin cocugu gibi davranip sıkı bir sanal dostluk gelistirebiliyorlar. Bu durum ozellikle ayni dunya gorusune sahip iseler ortaya cikiyor. Genellikle değersizleştirmeye dayanan kendi dusuncelerinin (!) tek gercek olduguna dair "katiksiz inanclari" (tek zihinlilik) (20) diger grup uyelerini bönlestiriyor ve bu sanal çetenin karsisina cikma cesareti nadiren bulunabiliyor. Neredeyse bir kuralmiscasina, bu kisiler, baskici, degersizlestirici ve otekilestirici dusuncelerini cevreye yansitirlar ve kendileri degil de diger insanlar boyleymis gibi saldiriya gecerler. Karşıt tepki geliştirme (reaksiyon formasyon) duzenegi sayesinde de, sınırsız bir ozgurluk havarisine donusebilirler.

Sanal ortam psikolojisi aslinda cok onemli. Onumuzdeki yillarda insan varolus alanlari daha buyuk oranda sanal aleme tasinacagindan bu "sanal ortam psikolojisi", "e-grup davranis tarzlari" giderek temel alanlara donusecek. Cogu kirilgan (tedirgin, gizli) narsistin, agresif yonlerini sadece sanal ortamda ortaya cikarabilmeleri, sizoidlerin "sanal mesafe" sayesinde daha guvenli iliskiler kurabilmeleri, borderlineların yakınlasma imkanlarını iyi degerlendirmeleri gibi, sanal ortam gercekten buyuk oranda psikolojik malzeme barindiriyor. Gunluk hayat icinde kabarma imkani bulamayanlar sanal alemi maharetle kullanabilirse ihtiyaçlarını burada giderebiliyorlar.

Sanal alemde yüz yüze diyaloğun olmayışı en çok "kifayetsiz muhteris"lerin işine yariyor. Bunlar "googling" sayesinde, her alanda ahkam kesme imkani rahatça elde ediyorlar. Bu kişiler, yüzeyel bilgi sahibi olduğu konularda, yarim saatlik bir google mesaisi sonunda size Heidegger'den, Hegel'den, Freud'dan, Kernberg'ten bahsedebilirler. İsmini telaffuz edemedigi insanlar hakkinda konunun uzmani imis gibi ahkam kesebilirler. Hatta internette asli astari olmayan veya baglamindan koparilmis alintilari kullanarak, o alandaki en ust bilimsel otoriteleri elestirmeye, kucuk gormeye dahi baslayabilirler. Sabah gazetesi magazin ekinden alinan harcı alem malumatlar ile kuram gelistirenlere bile rastlanabilir. Grup icinde konunun uzmani yoksa, bu kisiler cok rahatlikla bir "fun club" kurmayi basarirlar. Hatta konunun uzmani olan bir kisi, duruma mudahale etmeye calissa, konu hakkinda saglikli bilgileri aktarmaya calissa, travmatize olan narsisist hem konuyu saptirir, hem de canini disine takarak, onlarca saat harcayarak yaptigi google taramalari sonucunda eristigi kaynaklardan kendi isine yaradigini dusunduklerini ortama boca eder. Ortama kusulan yiginla temelsiz, carpik, yari dogru malzeme ile ugrasacak zamani olmayan uzmanlar geri cekilirler ve meydan tamamen kifayetsiz muhterislere kalir. Narsisist, primitif nesne iliskileri geregi, bu durumu gercek bir zafer olarak algilar ve kabarmasini kontrol edemeyerek daha da kustahlasir. Giderek e-mail gruplarinda, adeta devriye gezer gibi ortami kontrol eden bir-iki narsisist duruma hakim olur. Narsisist bu sessizlikten de kendisine pay cikarir ve kendisinden baska kimsenin soyleyecek bir sozu olmadigini zannetmeye baslar. Postalarinin herkes tarafindan okunduguna oylesine emindir ki, sessizlik onun zihninde derin bir hayranligin veya hasetin gostergesine donusur. Grup uyeleri, onun gonderdigi postalar karsisinda birsey diyememekte, oylece kalakalmaktadir. Sessizlikleri nedeniyle zaman zaman grup uyelerine satasir. Bu satasma, hak ettiği ilgiyi ondan daha fazla esirgeyemeyeceklerine dair olan hakli istegini yansitir. Bu kisiler hakkını (!) ısırarak, yirtarak, kopartarak aldiklarindan, "oral-agresif" tanimlamasini hak ederler (21).

Psikoz sinirinda dolasanlarin (prepsikoz) gerceklik testi zaman zaman  bozulur (22), fakat biraz geri cekilerek (sosyal içe çekilme; şizoid savunma) kendilerini kontrol altinda tutmayi basaranlar vardir. Yakın ilişki onlar için her zaman risk demektir. Bunlarda majik (büyüsel) dusunce, etkinligini bir kalıntı halinde hala surdurmektedir. Yani dusuncelerin fizik dunyayi 'dogrudan' etkiledigine inanirlar. Bu kadar direkt ifade edenler açık psikoz vakalaridir, fakat psikoz sınırında olanlar, bu hezeyanlarini (delusion), bazı "yalancı bilim" (pseudoscience) dusuncelerinin arkasina saklanarak ifade ederler. Bu saklanma, onlarda gerceklik algisinin butunuyle cokmedigini gosterir. "Butun hastaliklarin sebebi dusuncelerimizdir" ve "dusuncelerimiz sayesinde her cesit hastaligi iyilestirebiliriz" gibi iddialar onlara göre 'malumun ilanı'dır, çünkü bunlar iddia değil büyük hakikatlerdir. Siz bu dusunceleri, uzerinde dusunmeye deger, ilginc bulabilir ve bir sure savunabilirsiniz fakat bazilari butun bir omru, kendi majik dusuncelerini bu tur sözde-bilimsel kılıflar icinde rasyonalize etme cabasi ile gecirmekteler. Bu iddiaların dogru olduguna o kadar emindirler ki, bu düşüncenin bir ide-fiks (Pierre Janet) olduğunu soyleyebiliriz. Bu patolojik çekirdegin (kompleks) kaynagi, cocukluktan kalma majik dusunce kalıntısı olmalidir.

Bazilari, "kuantum" sozcugunun kotuye kullanımı ile her turlu bilimsel hatta olgusal gerçege meydan okuyabilecegini kesfetmislerdir. Bilimsel otoritelere meydan okumak onlara çok iyi hissettirir. Bu otoritelerin yazdıklarına kafa yormak, bu ugurda dirsek curutmek yerine, kestirmeden onlara meydan okumak cok daha zahmetsiz ve ustelik eglencelidir. Düpedüz saçmaladıkları yerlerde, kendilerini uyaran kisiler karsisinda, hemen birer Galile'ye donusuverirler ve karsisindakini engisizyon olmak ile suclarlar. Bu tür kişiler bu konuda çok iyi bir dayanisma sergilerler; seyirciler korosundan hemen "cık cık cık" sesleri yukselir ve hep beraber, bir takım halinde "bilimsel yobazların" (!) ustune yururler. Bu alandaki enerjileri cok yuksektir, cunku kendileri farkinda degillerdir ama bir ölüm-kalim mucadelesi vermektedirler. Collesmis ic dunyalari nedeniyle muzdarip olduklari uyaran eksikligini telafi etmek icin, dunyayi Alice harikalar diyarina cevirmek zorundadirlar. Bu dusunceler, kifayetsiz olanlarina cok daha iyi gelir. Cunku bu sayede, bir turlu ogrenemedikleri, kavramakta basarisiz olduklari kuramsal bilgiler, birden bire, sihirli bir bicimde zihinlerinde anlamsiz hale gelivermistir. Boylece hersey kuantum (belirsiz) hale gelmiştir (!). Artik her turlu uzmana kafa tutabilecek bir sihirli degnege sahip olmuslardir. Kuantum kelimesini hep bu anlamda kullanırlar; gercek anlamindan genellikle haberdar degillerdir.

Bu tarz dusunceler, toplum içindeki egitimsiz ve kendileri gibi majik dusunce kalintilarina sahip olan kimselerce benimsenmesi  nedeniyle, carcabuk taraftar toplar. Bu sayede kisa surede populer olabilirler. Taraftar edindikce zafer duygusu tekrar tadilir. Majik (23) dusunceleri onlara, insanin, dusuncesi sayesinde herseyi yapabilecegine derinden inandirmistir. Zaman zaman ortaya cikan olaganustu durumlari genelleyerek bunlari bir kuralmis gibi (daha patolojik vak'alarda bir kurammis gibi) sunar ve insanlari yaniltirlar; onlara yersiz umut asilayarak sebep olduklari uzuntulerin farkinda (ve umrunda) degillerdir. Cunku kisilerarasi iliskileri yetersiz olup, gercek iliski kuramadiklari ve iliskilerden devsiremedikleri tatmin duygusunun eksikliği nedeniyle, cevrelerinde her an mucizeler gerceklessin isterler; temel motivasyonlari budur. Bu kisilerin sayica her zaman daha coktur. Sohret hayalleri kuran narsist, bu sayisal ustunlugu dusuncelerinin dogrulugunun bir kaniti olarak gorur.

Fakat Kohut'un bu "trajik insan"ı yaralıdır (24); yarası ağırdır, fakat yara içeride olduğu için görülmez. Hem zalim hem kurban, hem yıkıcı, hem durdurulmuş, tahrip edilmiş, içinde hem yakışıklı prensi hem kurbağayı, hatta solucanı barındıran, iç dünyasını bırakıp dış dünyada parıldamak uğruna iç dünyasını çöle çeviren, kendisinden hem sadistik bir nara hem de duyulamayan bir yardım çığlığı yükselen, masumiyet ve haset arasında ikiye bölünmüş olan narsistin bu trajik varlığı karşısında, insanlar, onun ya etkisine girerler ya da onadan aşırı rahatsız olurlar; fakat onun içinde derin ve ölümcül bir yara olduğunu kendileri bile asla tahmin edemezler. Bu yaranın görmezden gelinmesi ve sahte bir iyilik haline kendini inandırmak, narsistik patolojinin merkezinde bulunur. Onun trajedisi ancak terapi odasında ele alınabilir. Açılmaması için hayatı boyunca ölümüne mücadele verdiği yarasını, açılmak üzere odaya getirip, sonra da tüm terapi boyunca açılmaması için terapistiyle mücadele etmek bu trajedinin ana temasıdır.


Dr. Ahmet Corak
M.Ü. Öğr. Üyesi


***

NOT: Narsisist kelimesi, metinde sık tekrar edilmesinin yol actigi kakofoniyi onlemek icin, metnin icinde narsist olarak gecmektedir.

(1) Çağdaş psikanalitik okullarda terapist, durumu ne kadar ağır olursa olsun hastanın biricik öznelliğine derin bir saygı duyar; sadece bu saygının bile tek başına büyük bir terapötik değeri vardır. Pek çok hastanın derinden anlaşıldığını hissettiği belki de ilk ve tek yerdir terapi odası. Fakat terapistler de günlük yaşamlarında patolojik kişiliklerle çerçevesiz karşı karşıya gelirler ve özellikle narsisistik patolojilerin, başkaları ve toplum üzerindeki ağır tahripkar etkisine tanık olurlar. Bu açıdan, odadaki koşullar ile dış dünya birbirinden çok farklıdır. Odadaki terapist narsisistin kurbanlarına sempati duymaz, danışanını yargılamaz, narsisistin tahripkar davranışlarını doğrudan hedef almaz, ona 'yol gösterme' iddiasında değildir. Terapiste göre, çevrelerine ne kadar zarar vermişlerse de, onlar gerçek dünyaya tam ayak basamamış, psikolojik doğumları engellenmiş kurbanlardır. Bu nedenle verdikleri büyük zararı fark dahi edememektedirler. Terapist onların bu özelliklerine odaklanır ve narsisistin kendisine yönelmiş küçümseyici bakışlarının arkasındaki sessiz çığlıklarını duymaya çalışır. Fakat kendi hastaları dışındaki diğer narsisistlerin neden olduğu ağır yıkımları oda dışında gözlediğinde etkilenir. Tepkileri başkaları kadar sert olmasa da, bu kez odadakinden farklı olarak, narsisistin kurbanlarına empati, hatta sempati gösterir.

(2) Sevgi hem haz, hem sahip olma içgüdüsü, hem de ihtiyaç ilişkisi ile karıştırılır. Sevme yetisi basit biyolojik bir içgüdü değil, olgun bir yetidir; dolayısıyla kişilik gelişimi ile cok yakindan ilişkilidir. Bu nedenle herkes sevme olgunluğuna sahip olamaz. Örneğin bir yaşındaki bir bebeğin annesine karşı hissettiği şey, sevgiden daha çok, ihtiyaç/bağımlılık ilişkisidir. Bir insanı gerçekten sevdiğimizi iddia edebilmek için, ondan ayrışmış olmamız yani ihtiyaç/bağımlılık ilişkimizin sona ermiş olması gerekir yani ayrılma-bireyleşme (separation-individuation) sürecini (Mahler'e göre 4-36 ay) tamamlamış, ihtiyaç/bağımlılık ilişkisi yerine sevgi ilişkisi kurabilen bir birey olmamız gerekir. Fromm da (2017) benzer bir ifadeyle, sevme yetisi için, narsistik evreden çıkmış olmayı şart koşar (s.135). Bir başka deyişle yalnız kalabilme yetisi, sevme yetisinin önşartıdır (s.125).

(3) Büyüklenmeci kendiliğin etkinleşmesi, kişilerarası ilişkilerde kabarma şeklinde görünür hale gelir. 'Bedensel gerilimin artması', bedensel bütünlüğün sağlandığı izlenimini oluşturur. Bu his parçalanma kaygısı (fragmentation anxiety) yaşayan narsistleri (psikozdaki gibi net olmayıp, daha çok kendilik parçalanmasına yönelik bir kaygı biçimindedir) rahatlatır. Rastgele seks, ekstrem sporlar, sapkınlık, uyarıcılar, aldatma v.s gibi eyleme vurmalarda bulunan heyecana duyulan gereksinimin bununla ilgisi vardır.

(4) "Tüm şeyleştirme bir unutmadır" diye yazar Adorno (2015) bir mektubunda; karşısındakinin bir ruhu olduğunu, dolayısıyla hisleri ve öyleyse tercihleri olduğunu unutmak. Bu unutma, muhatabının tercih yapan bir zihni olduğunu hesaba katamamak (bilmekten farklı bir duygulanımsal süreç olarak) anlamına gelir. Böyle bir ilişki, bir kişinin kendi bedeni veya zihni üzerindeki kontrolüne benzer.

(5) İnsanoğlu işine gelmeyen verileri inkar etme, görmezden gelme konusunda oldukça mahirdir. Narsist de, inkar, ilkel yansıtma, bölme, değersizleştirme, idealleştirme, eyleme vurma gibi ilkel düzeneklerle, gerçekte pek kırılgan olan dünyasını ayakta tutmak için sürekli savaş verir (bu büyük emek ve kaynak harcaması ilerideki tükenişi hazırlayacaktır). Bastırma, yalıtma, çözme (kopma), karşıt tepki geliştirme (reaksiyon-formasyon) gibi düzenekler de, bu uğurda (bölmenin emrinde) kullanılır.

Bu dünya, benliğini ona sunacak denli (uzantı) bağlı dostlar ile, can düşmanı olan acımasız hasımlardan (sadistik nesne) ibarettir. Geri kalan herşey (ve herkes) önemsiz ve anlamsızdır, taş-topraktan farksızdır. Bu iki uç arasında kalan üçüncü şıkkın, ona dünyasını baştan ayağa yanlış inşa ettiğini, aslında bir hayal dünyasında yaşadığını fısıldaması, büyüklenmeci kendiliği harekete geçirir ve onun kükremesi ile bu fısıltı arada kaybolur gider. Büyüklenmeci kendiliğin, herkesin bir "sürü"den ibaret, kendisinin ise "birey" olduğu şeklindeki varsayımı ile bu fısıltı arasındaki uçurum (bölme) kapatılacak gibi değildir. Fısıltı, büyüklenmeci kendiliğin tam tersine, ona henüz (psikolojik) doğumunu tamamlamadığını söyle(yeme)mektedir.

Mahler, biyolojik doğumdan sonra gerçekleşen "psikolojik doğum" sürecini anlatır. Masterson patolojik narsistleri, Mahler'in doğum sürecini tam tamamlayamamış, intrapsişik kendilik tasarımının, nesne tasarımından ayrılma sürecinin son safhasında duraklamış bir kendilik patolojisi olarak görmektedir (Masterson, 2013; s.12-13). Bilişsel olarak ayrışma gerçekleşmiş fakat duygulanımsal olarak hazmedilememiştir. Mahler anneden ayrılmanın farkındalığının hem bilişsel hem duygulanımsal olduğunu söyler (Mahler, 1975/2000; s.6) fakat bu iki sürecin disosiyasyonuna ilişkin bir şey belirtmemistir. Kendilik ve nesne tasarımları arasındaki kaynaşma bakiyesi, bilişsel komponentleri içermediği için tablo psikotik değildir, fakat bu kanal yoluyla narsist hala birincil bakıcıdan güç devşirmektedir. Bu güç sayesinde oluşturduğu sanal dünyası ile uyumlu olmayan bir veri ile ne zaman yüzleşse sarsıntı geçirmektedir. Bu evrede duraklayanlar (saplanma) için nesnenin isteği (zihni) kendi isteğinden (zihni) farklı olamaz. Bu 'tek zihinlilik' bir kaynaşma göstergesidir. Bu yüzden narsistler yüzleştirmelere dirençlidirler. Masterson'a göre narsisti yüzleştirmek hatadır. Yüzleştirmeyi preödipal patolojilerin temel reçetesi olarak gören Kernberg'in ekip arkadaşları da narsisti yüzleştirmenin oldukça riskli olduğunu, dolambaçlı yollardan yüzleştirmeye çalıştıklarını sözlü olarak ifade ederler (sözlü iletişim), fakat bazi nedenlerden dolayi kitaplarda buna yer verilmez. Bütün bunlar, narsisti, içinde bulunduğu sahte ve kırılgan dünyadan uyandırmanın tehlikesi (parçalanma) ile ilişkilidir. Çünkü narsistik patoloji, kendiliğin henüz ortaya çıktığı, tam ayrışamadığı için henüz pekişmediği bir evrede duraklamanın bir ürünüdür. Narsist ufak yüzleştirmelere bile hassas olup geçit vermez, çünkü mentalizasyon mentalizasyonu doğurur ve psikoterapi gelişimsel basamakları izler. Gelişimde durakladığı yerden harekete geçmek, alarm zillerinin çalmaya başlaması demektir.

"Üçüncü şıkkın imkansızlığı", gerçekte mantığın üçüncü yasasıdır; "bir şey ya A'dır ya A değildir, üçüncü hal muhaldir". Herhalde sadece narsistlerde bu aksiyom bu kadar büyük bir trajediye dönüşmektedir.

(6) Kabarma, sempatik sinir sistemi etkinliği ile karakterlidir. Bu sinir sistemi savaşma, sevişme, sıvışma (flight) hallerinde etkinleşir. Örneğin çocukta, Mahler'in uygulama alt-evresine denk gelen 12-18 ay arasında, etkinliği yüksektir (Schore, 2016; s. xxiv). Narsistin ruh hali, çocuğun, Greenacre'ın (1957) söylediği "dünya ile aşk ilişkisi"nin daha ötesinde, dünya ile adeta coşkuyla seviştiği ilk 18 ayda duraklamıştır (gelişimsel duraklama). Ona kibarca sınırını hatırlatan herkese, sanki odasına girip "hop, ne yapıyorsun sen!" demiş gibi duygusal bir tepki verir. Kırılır, bozulur ve değersizleştirerek öfke patlaması yaşar veya içine çekilerek küser. Öfke patlamasına geçiş bazılarında çok kısa olup, kişi ilk safhaların farkında değildir. Masterson yaklaşımının özünde kişinin bu safhaları yakalayabilmesi yatar. İyileşmeyi agresyonun çalışılmasına bağlayan Kernberg ise, bu safhaları erken vurgulamanın hastayı depresif pozisyona erkenden soktuğu için, bunun "agresyonu çalışmamak" anlamına geldiğini söyler.

(7) “Kendini benim kadar çok eleştiren hatta aşağılayan var mı? Ben mi narsistim yani ?” der pek çok kişi. Oysa bu durum (bütünleşmemiş üstbenlikteki, notralize edilmemis, asiri yargilayici sadistik oncullerin varligi) narsistik patolojiyi dislamaz, tersine pekistirir.

(8) Bu benzetmede yıldırım narsistin kendisidir. Voltaj yükseldiğinde boşalabilecekleri bir kanala ihtiyaçları vardır. Etrafı yakıp yıkmadan, direnci düşük bir yol bulundurmak zorundadırlar yakın çevrelerinde. Bir diğer deyişle, mideleri bulandıklarında kusacakları bir kaba ihtiyaçları vardır; öfkelerini her dem boşaltabilecekleri tükürük hokkaları isterler. Bu zokayı yutmayanlara karşı kibirli bir tiksinmenin eşlik ettiği bir öfke ile doludurlar ve egemenliklerine boyun eğmeyen bu "zavallılar"ı ezerek intikam almak isterler. Onlar aleyhinde konuşarak yalnizlastirmaya, itibarlarını sıfırlamaya çalışırlar. Bu narsistlerin dengesizlikleri yakın çevrelerinde bulunan ve kendini heder eden (self-defeating) kişilik yapisina sahip aile bireyleri, özellikle eş tarafından tamponlanir (Carlson & Sperry, 2013; s.122). Bu sayede parlamalar, patlamalar, kırılmalar yen (aile) içinde kalır ve narsist dış dünyada saygınlığını sürdürmeye devam edebilir.

(9) Bu noktadan itibaren, aldatma, sapkin seks, ot, hizli ve asiri yaşam biçimleri, ekstrem sporlar ile tanisma zamanidir. Bu dunyaya uzak olanlar ise vakitlerini porno başında masturbasyonla gecirmeye başlarlar. Masterson'a göre, hastaların eyleme vurma tarzındaki savunmaları, bu impulsif eylemlerden çok daha geniş bir yelpaze içinde yer alır. Örneğin, uzun süredir evden çıkmadan günde en az 12 saat uyumak Masterson'a göre oldukça ağır bir eyleme vurmadır. Pek çok eylemsizlik hali, birer eyleme vurma olarak değerlendirilebilir. Bunlara 'kendine yönelmiş pasif-agresif eyleme vurma' adını vermek mümkündür. Masterson'ın bu geniş tanımlamasının içine, çok başarılı, işkolik kimselerin ağır mesaileri de girer (kompulsif eyleme vurma). Mesleki başarıya hak ettiğinden çok daha büyük bir değer atfeden Kernberg'in bakış açısından çok farklı olarak, Masterson'ın genişletilmiş eyleme vurma tanımı, hayatı daha derinden sorgulamamıza yol açar.

(10) Narsisistin genellikle basarili gorunen dış goruntusune tezat olan icsel yoksullasmasi hala cok merakli bir teorik tartisma konusudur. Kernberg bu paradoksu şoyle ifade ediyor. "[Narsisistik savunmalar] ... paradoksal olarak hastanin yüzey islevselligini arttirirlar, ancak buna bedel olarak, baskalari ile yakin ve tatmin edici iliskiler kurabilme kapasitesinde azalma ve kendilik duygusunda yoksullasma ortaya cikar" (Kernberg, 2004; s.x). Narsisistler tarafindan sık kullanilan narsisistik fanteziler, collesmis ic dunyalarini gormelerine karsi hem onlari korurlar, hem de bu collesmeyi surdururler.

(11) Masterson'a göre (2000) "nesneye odaklanma" sadece narsistik patolojinin değil bütün kendilik bozukluklarının temel savunmasıdır (s.83).

(12) Patolojik narsisizm baslangicta kisiye avantaj saglayabilir. Hayatlarinin ilk yarilarinda akranlarini geride birakan basarilari yakalayabilirler. Sartlarin elvermesi (zeka, para, şans gibi) ile bazen cok buyuk basarilar da ortaya konabilir. Fakat genellikle akibet husran olur. Muhtesem bir başlangictan sonra herseyi yuzune gozune bulastiran kisileri narsisizm acisindan incelemek gerekir. Bunda rol oynayan bir kac etken vardir. Metinde de belirtildigi gibi (a) sistemin cokmesi, yani mizragin artik cuvala sigmamasi; kifayetsizlik ve ihtiras arasındaki uçurumun, görmezden gelinemeyecek kadar açıkça ortaya çıkması; hayallerin ve planların sonunun görünmesi. (b) Yaslanma neticesi kaynak ve umut daralmasi ile narsisistik ekonomide ortaya cikan cari acik. (c) Yukselisin devam etmesinin tetikledigi kabarmanin kontrol edilememesi (duygulanım duzenleme kusuru, butun kisilik bozukluklarinda bulunur). Bu durum en acıklı olandır. Kabarmanın artan derecesine uygun olarak dünyanın daha büyük bir bölümünü uzantı olarak algılamaya başlayan narsist, bu nedenle patolojisini saklama ihtiyaci duymaz. Dünyanın büyük bir bölümü, bir buçuk yaşında duraklamış olan narsistin, 'onu çok seven annesi'ne dönüşmüş durumdadır (bir kendilik nesnesi olarak birincil bakıcı). Bu tur durumlarda kimi artik psikoloji tarihini kendisinin yeniden yazmasi gerektigini dusunur, cunku kimse konuyu anlayamamistir; kimi artik dunyayi degistirmek gerektigini dusunur, is basa dusmustur. Bu tur durumlarda atilan adimlar muhterisin kifayetsizligini sergiledigi icin, buyuk bir hayal kirikligi ile yolun sonuna gelinmis olur. (d) Gercekligin gros bir bicimde carpitilmasi. Bu durum stres esnasında ortaya cikar. Cunku stres esnasinda, stresin buyuklugu ile dogru orantili olarak herkes geriler. Narsisist gelisimsel evre acisindan zaten oldukca gerilerde oldugu icin, bu gerileme onu prepsikotik ve hatta psikotik bir duruma sokar ve gerceklik siddetli bir bicimde deforme olur. Bu tur hastalarin psikotik hezeyanlari cevrelerindeki insanlar tarafindan paylasilabilir. Gercekligi carpitmasi nedeniyle, kendisine insanlar tarafindan taninan kredinin sonuna gelindigini anlamak bir yana, ne yapsa insanlar tarafindan askla ve sevkle alkislanacagini dusunup hayatinin en buyuk hatasini yaparak, o gune kadar ortaya koydugu her seyi tehlikeye atabilir. El acarak yakarirsa, gokyuzunun titreyecegini ve Tanri'nin, onun dusmanlarini aninda helak edebilecegini dusunecek kadar gerceklik egilip bukulmus olabilir. (e) Yaptiklari, urettikleri dunyayi sarsmamistir, yeri titretmemistir, (pek cok narsisist bu korkudan dolayi uretemez veya urettigini ortaya cikaramadan senelerce bekler), yeteri kadar ses getirmemistir; getireceğe de benzememektedir. Halki cehaletle suclamak en kolayidir ama icindeki bir ses ona yeteri kadar iyi olmayabilecegini fisildamaktadir. Bu fisiltiyi duymamak icin baska yollara sapar, omrunu "eyleme vurma" ile gecirir. Eyleme vurmak için eylem olması gerekmez; (akillanarak degil ama 'degeri anlasilamamis bir magdur' olarak) çekilme en büyük eyleme vurmadır. Türkiye'de yaygin olan da budur; meslekten cekilmek, sahadan (mucadeleden) cekilmek, eve cekilmek (kapanmak), cok uyumak, sersem sepelek bir tarzda yasamak. Arandigi taktirde 'küskün kifayetsiz muhteris'lerin zannedildiginden cok daha fazla oldugu gorulecektir.

(13) Alkol ile diazemin etki mekanizması büyük ölçüde benzerlik gösterir. İkisi de merkezi sinir sisteminin depresanıdırlar (sedatif-hipnotik). Klor kanallarını açarak sinir hücrelerini baskılarlar (hiperpolarizasyon; inhibisyon). Böylece burunlarının dibindekini inkar etme, görmezden gelme becerisini (!) daha da arttirmalari mumkun olur. 

(14) Çekilen acı yüceltilerek adeta ona tapılır. Bu acı onların sadistik kibirlerini ve büyüklenmeci ihtiyaçlarını karşıladığı gibi, üretme sorumluluklarından kaçışlarını da organize eden, en önemlisi, büyüklüklerini başkalarına ve kendilerine kanıtlama gereğinden onları kurtaran, çok kullanışlı, ilginç, arabesk bir kavramdır. Asya toplumlarında kibirli ve tepeden bakan davranışlar genellikle kişiye istediği narsistik tedarikleri sağlamaz, aksine kişiyi daha güç bir durumda bırakır. Bizim gibi toplumlarda narsistik yapılar ancak bu tür kavramları kalkan yaparak hayatta tutunabilir.

(15) Mentalizasyon başkasının veya kendimizin deneyimlerini, zihinsel süreçler ve öznellik bağlamında anlamlandırma yetisi olarak tanımlanır (Bateman & Fonagy, 2010). Dış dünyada gördüklerimizi, sık sık kendi iç dünyamızdaki tiyatronun aktörleriyle karıştırırız. Çünkü dış dünyadaki kişinin önüne, iç dünyadaki temsilcisinin resmini koyar, öyle bakarız. Mentalizasyon ne kadar zayıfsa kamera öndeki resme zoom yapar; öyle ki dış dünyadaki kişi arkaplanda bulanıklaşarak, giderek görünmez olur ("ağzınla kuş tutsan yaranamazsın" sözü, mentalizasyon yetisi zayıf bir kişinin gözüne girme konusundaki ümitsizliği anlatır). Mentalizasyon yetisi arttıkça gerçek kişiye zoom yapılır, öndeki resim giderek belirsizleşir. Böylece karşımızdaki kişiyi 'olduğu gibi' görme imkanına kavuşuruz. Bu, yeti resmin mumkun oldugu kadar gercegine benzetilmesi ile kazanilir. Bu resim, Klein'in dilinde "bilincdisi fantezi"dir. Fairbairn daha uygun bir terim onermistir; "icsel nesne". Bugun her iki terim de kullanilmaktadir.

Mentalizasyon yetisi zayıf olan anneler çocuklarını sakatlarlar. Çünkü 'görülmek' çocuğun ilk ve en önemli ihtiyacıdır. Kohut ve Masterson'ın yaklaşımları cocuklarin görülme ihtiyacını en çok vurgulayan kuramlardir. Bu anneler cocuklarini degil, zihinlerindeki cocugu gorur ve buna gore davranirlar. Disaridaki cocugun degil bir icsel nesne olan, kendi zihnindeki cocugun ihtiyaclarini karsilamaya ayarlanmislardir. Ihtiyac karsilama konusunda mukemmel de olabilirler; cocuklarini sakatlayan bir mukemmellik.

(16) Kernberg bu düşünceye katılmaz. Bu düşünceyi, Mahler'in kuramını Kohut'un kaynaşma (fusion) kavramı ışığında yorumlayarak, ortaya çıkan tabloyu Kernberg'in nesne ilişikleri kuramı açısından değerlendirme becerisi gösteren Masterson savunmaktadır. Böylece Masterson sayesinde, Kernberg'in tıkandığı bazı yerlerde, Nesne İlişkileri'nden ayrilmadan Kohut'un kavramsallaştırmalarıni kullanmak mumkun olabilmektedir.

(17) Kitaplarda genellikle narsistin büyüklenmeci ve teşhirci tarafına gönderme yapılır. Oysa narsistler buyuklenmeci ozelliklerini, dogu kulturlerinde, sıklıkla şizoid ve mazoşistik savunmaların arkasina gizlerler.

(18) Bu savrulma duygulanımsaldır (afektif). Bellekte iz bırakma limbik sistem ile, yani duygularla doğrudan ilgili olduğundan, anıların, insan zihninde duygulanımlara göre kategorize edilmesi, önemli bir terapötik realitedir. Aynı duygulanıma sahip olan anıların oluşturduğu bir zincirin ortaya çıkarılması ve yılları dikey kesen bu zincir boyunca mümkün olduğu kadar geri gidilebilmesi psikanalitik psikoterapilerde temel terapötik hedeflerden biridir. Klasik psikanalizin önerisinin aksine kaynağa kadar inmek ve genetik yorumlamalar yapmak artık obsesif bir hedef olarak görülmektedir. Aynı zamanda, zincirin bugüne bakan ucu ile bağlantı hiç bir zaman kesilmemeli, analiz salt derinliklerde yol alan fantastik bir maceraya dönüşmemelidir. Psikanalizin ilk döneminde bu fantastik maceraya yönelik merak, bugün, özellikle Kernberg ile, bir ayağı her zaman gerçeklikte olan bir çalışmaya dönüşmüştür. Gerçekliğe yapılan bu vurgu, ilk dönem psikanalistlerin açıktan açığa aşağıladıkları bir yaklaşımdı. Bugun de Kernberg'e klasik cevrelerce yoneltilen elestirilerin temelinde ayni tema vardir.

(19) Sudaki kendi yansımasına aşık olarak ölüp giden bu mitolojik figür, "birincil narsizm"in simgesidir. Aynı zamanda bu halin, hayatla bağdaşmayacağının, bu evreden çıkılarak gelişimsel mecraya girilmesi gerektiğinin de bir simgesidir. Ancak çağdaş araştırmalar böyle bir 'evre'nin varlığını desteklememektedir. Anna Freud, Spitz, Mahler ve hatta Kohut gibi gelişim üzerine kafa yormuş olan psikanalistler, dürtü-çatışma kuramının temel sayıltılarından olan bu evreyi korumak istemişlerse de, zaman bu kavramın aleyhine çalışmaktadır. Bower, Brazelton, Lewis, Rosenblum, Bell ve Stern gibi araştırmacıların çalışmaları artık psikanalitik gelişim kuramını tamamen değiştirmiştir. (Bkz. Stern, 1998)

Mitolojide Narkissos'un görsel yansıması olduğu kadar, sesinin yankısı konusu da işlenir. Beklenenin tersine, sesinin Eko tarafından aynen yankılanması Narkissos'un hoşuna gitmez. İlginçtir Stern, bebeğin sesinin anne tarafından aynen taklit edilmesinin bebeğin dikkatini çok çekmediğini belirtir. Anne buna kendinden bir şey katmalı ve bebeğe öyle geri göndermelidir ki anne-bebek arasındaki bu 'sözsüz sohbet' koyulaşarak devam etsin. Stern'e göre anne, görsel olsun, işitsel olsun (genellikle beraber), tepkisiyle, basit bir ayna olmadığını, ayrı bir zihni olduğunu bebeğe göstermelidir; bebeğin beklediği budur (Stern, 2011; s.123).

(20) 'Tek zihinlilik' (single-mindedness) ayrışma (differentiation) kusurunun yani kaynaşmanın (fusion) belirtisidir. Kaynaşma metapsikolojik bir kavramdır, onu gözleyemeyiz. Fakat kaynaşma davranışlara akseder, bunu gözlemleyebiliriz. Bunlardan biri tek zihinliliktir. "Evrende bir tane zihin vardır, o da benim zihnim. Öyleyse benim zihnimde olan her neyse, karşı tarafta da aynı düşünce olmak zorundadır". Bu, bir düşünce olmaktan ziyade bir histir, çünkü kaynaşma bilişsel değil, duygulanımsaldır. Böyle bir kişi sizin zihninizde farklı bir şeyler olabileceğini, yürekten, derinden hissedemez; onun ihtiyacı ne ise sizin de ihtiyacınız odur. Narsistin empati sorununun kaynağında bu patoloji bulunur.

(21) Abraham'a gore 8-18 aydaki gec oral saplanma (fiksasyon) sonucu olusan karakter patolojisi. Fakat Mahler ve Kernberg'e gore bu donemdeki bir saplanma, henuz intrapsisik kendilik tasarimi, nesne tasarimindan ayrilmadigi icin psikotik bir tabloya sebep olur.

Abraham'a gore 3-8 ay arasindaki erken oral saplanma ise oral tutucu (oral retentive) karaktere sebep olur. (Freud 1933'te Abraham'in bu katkilarini Kuram'a dahil etmistir) Fakat Kernberg'e göre bu dönem patolojileri cok agir bir psikoz turu olan sembiyotik psikoz ile sonuclanir. Mahler'e gore ayrisma ilk dort aydan sonra baslasa da, Kernberg, 6-8 aya kadar olan ayrisma cabalarinin stabil olmadigini, bu donemin fuzyon-defüzyon dongusu ile karakterli olduğunu soyler. 6-8 aydan sonra, bebek daha ayrismamis olsa da en azindan ayrisma egilimi stabil hale gelmistir.

(22) Gerçeklik testi dalgalanmalar gösterebilir. Bu durumda, bu narsistik görünümün altında bir borderline intrapsişik yapının bulunduğu da keşfedilebilir. Fakat borderline vak'alarda aktarim psikozu veya yapilanmamis ortamlarda psikotik regresyon seklinde gozukurken, narsistlerde gerceklik testi dalgalanmasi, artik mizrak cuvala dar geldiginde yani narsistin insa ettigi dunyanin gercekte bir vehim olma ihtimalinin belirmesiyle ortaya cikar. Idealizasyon (ulkulestirme),  degersizlestirmeinkar, ilkel yansıtma, bölme gibi ilkel savunmalarla insa ettigi hayali prensliginin foyasinin ortaya cikma durumlarinda bu savunma duzenekleri artik kafi gelmemekte ve psikotik savunmalara basvurmak zorunlu hale gelmektedir.

Yani insanoglu icin aslolan, kafasinin icinde kendisi icin insa ettigini koruyabilmektir; onu koruyabilmek icin deliligi tercih, turumuze ozgudur. Preodipal patolojiler en onde olmak uzere, işimize gelmeyeni görmezden gelme konusunda olaganustu bir yeti ile donatilmis durumdayiz. Bu sayede, gerçek olana degil, ancak istedigimize inaniriz.

(23) 3-4 yaşındaki cocuklar dusunce gucleri sayesinde herseyi degistirebileceklerine inanirlar (majik dusunce). 5-6 yas bir gecis donemidir; majik dusunce icine girer cikarlar. Okul oncesi cagda majik dusuncenin hala kalintilari olabilir.

(24) Bu konuda nesne ilişkileri kuramı, dürtü kuramına göre çok daha net bir tablo sunar. Kohut'un narsizm konusundaki eşsiz katkılarını ise Masterson nesne ilişkileri kuramına entegre etmiştir. Narsistik patolojinin en can alıcı konusu çekilen şiddetli psişik acıdır. "Belki Narkissos bu nedenle arkasında narkotik özelliği olan bir bitki bırakmıştır" (Sheldon, 1993; s.xi)




Kaynaklar

American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5. baskı). Arlington, VA: American Psychiatric Publishing.

Adorno, T.W. ve Benjamin W. (2015). The complete correspondence 1928 - 1940. New Jersey: John Wiley & Sons.

Bateman, A. ve Fonagy, P. (2010). Mentalization based treatment for borderline personality disorder. World Psychiatry, 9, 11-15.

Carlson, J. ve Sperry, L. ( 2013).The disordered couple. New York: Routledge.

  Fromm, E. (2013). The Art of Loving. [ebook]. Open Road Integrated Media. Https://play.google.com. Erişim 28 Aralık 2017.

Greenacre, P. (1957). The childhood of the artist: Libidinal phase development and giftedness. The Psychoanalytic Study of the Child, 12: 47–72.

Kernberg, O. (2004). Aggressivity, narcissism, and self-destructiveness in the psychotherapeutic relationship. New Haven: Yale University Press.

Mahler, M.S., Pine, F. ve Bergman, A. (1975/2000). The psychological birth of the human infant symbiosis and individuation. New York: Basic Books.

Masterson, J. F. (2000). The personality disorders: A new look at the developmental self and object relations approach : Theory, diagnosis, treatment. Phoenix: Zeig Tucker & Theisen Publishers.

Masterson, J. F. (2013). The narcissistic and borderline disorders: An integrated developmental approach. New York: Routledge.

Schore, A. N. (2016). Affect regulation and the origin of the self: The neurobiology of emotional development. New York: Routledge.

Sheldon, B. (1993). Narcissistic states and the therapeutic process. New York: Jason Aranson.

Stern, D. N. (1998). The Interpersonal World of the Infant: A View from Psychoanalysis and Developmental Psychology. Londra: Karnac Books.

Stern, D. N. (2011). Bir bebeğin günlüğü (S.Kohen, çev.). İstanbul: Litera Yayıncılık.


Anahtar kelimeler : narsisist, biricik, değersizleştirme, hakedilmişlik, haset, incinme, işgal, kabarma, mazoşistik idealizasyon, narsistik tükenme, narsist, yokluk anksiyetesi, narsistin kullanım kılavuzu

Turkiye Butuncul Psikoterapi Dergisi'nde yayinlanmistir.
http://dergipark.gov.tr/bpd/issue/31051/372871

Toplam Sayfa Görüntelenme Sayısı